Paralar ‘kara’, cinayetler olağan!
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Paralar ‘kara’, cinayetler olağan!

“Eski Türkiye”ye rahmet okutan uygulamalar, saygısızlıktan cinayetlere uzanan geniş bir alanda neredeyse “normal” kabul edilmeye başlanmıştı. Okullardaki cinayetlerden Tunceli’ye, çivisi çıkan bir ülke

Paralar ‘kara’, cinayetler olağan!

Türkiye’nin özellikle son 10 yıldır yaşadığı-maruz kaldığı kötülükler, daha önceki felaketli dönemleriyle bile kıyas kabul etmez niteliktedir.46 yıl önceki 12 Eylül darbesi sonrasındaki dönemde gözaltına alınan 940 kişiden bir daha haber çıkmamıştır. Bu elim hadiselerin neredeyse tamamı, siyasi gerekçelerle ve devlet eliyle işlenen cinayetlerdir. 2010’ların ortasından itibaren ise, bu alanda karakter değişir. Şüphesiz devlet yine işin içindedir ama, bu pis işler için artık yeni tip organizasyonlar oluşmuştur. Bunların temel özelliği, devlet-iktidar bağlantısıyla kayıtdışı servet sağlamak; bu miktarların bir kısmını siyasi iktidar sahiplerine vermek; önlerine çıkan kimi engelleri de “bir şekilde hâlletmek”tir. Nüfusun artması, sanayi ve tarım üretiminin çakılması, civar coğrafyalardaki savaşlar; paranın iyice kararmasına yol açmıştır. İş bilmeyen ve liyakatsiz devlet-hükümet görevlileriyle, kılıç kuşanmış kişilerin işbirliği-ortaklığı gelişir.

Zaten dış düşmana ihtiyaç duymayan biz Türkler, bu yeni dönemde artık tamamen birbirini “düdüklemek”, gerekirse yoketmek üzerine taktik kabiliyetlerimizi arttırmışızdır. Sahtekarlık ve ahlaksızlık, özellikle son 5-6 yıldır siyasetin en tepesinden sokağa kadar hakim olmuştur. Ülkemizde muhalefetin, gazeteciliğin, haberciliğin de bitişi-bitirilişi ile sosyal medya üzerindeki birkaç cılız ses dışında herhangi bir şey kalmamış; “insan mısın da bir hakkın olsun?” durumu yaygınlaşmıştır.

Hâl böyleyken aynı iktidar sahipleri, “her sahada her geçen gün çok daha iyiye-ileriye giden ülkemiz” motto’suyla bu rezil durumları rasyonalize etmeyi sürdürmüş; “eski Türkiye”ye rahmet okutan uygulamalar, saygısızlıktan cinayetlere uzanan geniş bir alanda neredeyse “normal” kabul edilmeye başlanmıştı. Son 1 haftadır yaşadıklarımız ise, özellikle Şanlıurfa-Kahramanmaraş-Tunceli illerindeki okul saldırıları ve yakın tarihli cinayetlerin arkasındaki karanlık perdenin yavaş yavaş kalkmaya başlaması, içinde bulunduğumuz hastalıklı durumu teyit etmiştir.

Hadiseleri tamamen siyasi iktidarla bağlantılandırmak şüphesiz doğru değildir. Türk toplumunun dokusunda, kurumlarında, ailelerde büyük bir çürüme olduğu ortadadır. Ancak son okul felaketleri, yine şüphesiz teknik-idari olarak siyasi iktidarın sorumluluk sahasında yaşanmıştır. Dolayısıyla bir sorumluluk alınmalıdır.

Evet, tabii herkesin bildiği gibi böyle olmadı. Hiçbir istifa, görevden alma (il millî eğitim müdürü hariç) gerçekleşmediği gibi, yetkililerle ilgili soruşturma da açılmadı; zaten bu saygıdeğer beylerin ve bunların üstündeki iradenin böyle bir yola girmesi de beklenmiyordu. Peki neden? Zira o vakit, bunu bir fırsat olarak görüp “kullanacak” bir muhalefet vardı. Kimselere, hele muhaliflere “bak sorumluluklarını kabul ettiler; iktidar bu konuda da rezil oldu” dedirtemezlerdi! Kırık kolları yen içinde tutmak lazımdı; diğer türlü maazallah ülkenin çivisi çıkardı!

Bu yaklaşım, Türkiye’yi neredeyse her alanda teslim almış durumda. Özür dilememe-dileyememe ve “karşı tarafa fırsat vermeyelim” anlayışının kanserojen olduğu da ortada. Ayyuka çıkmış bir yolsuzluk-adaletsizlik olsa dahi, bunun sorumlusunu “ya o adamı oradan alıp şöyle bi geri göreve, sembolik bir makama getirelim; kendisini biraz dinlendirelim” tavrı, artık normal sayılıyor. Zaten bizde “idare etmek” denilen durumun karşılığı tamamen bu.

Tunceli’deki Gülistan Doku cinayetiyle ilgili ise birinci dereceden sorumlu görülenler altı yıl sonra tutuklandı ama; aradan geçen zamanda görev yapan ve bu cinayetle “ilgilenmiş gibi yapan” devlet-hükümet görevlilerine henüz soruşturma dahi açılmadı. Bu cinayete daha en baştan “takmış” ve bizzat ilgilenmiş bir başsavcı olmasa, zaten bu noktaya bile gelemezdik.

Aslına bakılırsa, özellikle son 6-7 aydır devlet mekanizmasında, parti teşkilatlarında ve özellikle bürokraside, daha önceki rezilliklerin de ötesine geçen durumlar yaşandığı, en azından istihbaratçılar tarafından biliniyordu. Çeşitli yer değiştirmeler, ilçe örgütü fesihleri, “dinlendirelim biraz”larda belirgin bir artış oldu. Zira bu “yiyiciler” artık paylarına düşenden fazlasını almaya başlamış; üstelik bu durumun getirdiği “iktidar sarhoşluğu”yla orada burada övünmeye, seslerini yükseltmeye başlamışlardı. E tabii artık 8-10 yıl önceki “mafya terbiyesi” bile kalmadığı için, bu konuda bir şeyler yapmak gerekti. Şüphesiz Tunceli hadisesi sadece bu argümanlarla izah edilemez (zira işin içinde cinayet-cinayetler var); ancak bundan sonraki süreç için Tunceli’yi bir emsal yapmak “devletin bekası” için önemli. Böylelikle hem siyaseten propaganda yapılabilecek hem de mekanizmanın alt bölgelerine “haddini-hududunu bil, ayağını denk al” denecek. Bu “kovboy hileleri” konusunda biz Türklerin müstesna bir kabiliyeti olduğunu unutmayalım.

Kimileri kızacak ama son 10 yılın pisliği seçimle, iktidar değişiklikleriyle, kısacası siyaseten temizlenemez. Her kesimin kendisinden başlayan bir hesaplaşma yapmasına ve hiç oturmadan konuşarak hemen ve koşulsuz biraraya gelmesine ihtiyaç var. Okulların kapısına polis dikerek halledeceğimiz durumları geçtik.

İlgili İçerikler