
TRON ARES
X X X ya da X X (açıklaması aşağıda)
Yönetmen: Joachim Ronning
Senaryo: Jesse Wigutow, David DiGillio, Steven Lisberger
Görüntü: Jeff Cronenwerth
Müzik: Nine İnch Nails, Trent Reznor, Atticus Ross
Oyuncular: Evan Peters, Jared Leto, Gillian Anderson, Greta Lee, Jeff Bridges, Jodie Turner-Smith, Cameron Monaghan, Sarah Desjardins, Arturo Castro, Elizabeth Bower, Hasan Minjah
Disney yapımı, 2025
Son dönemde gördüğüm en tuhaf, en garip, en itici olmayla hayli çekici olma arasında gidip gelen film… Belki hemen söylememde fayda var, olgun yaşta ya da benim gibi hayli yaşlı seyirci hiç sevmeyebilir. Ama yeni kuşaklar, ister X ya da Z olsun, isterse yapay zekâ vb. benzeri çağdaş inançların peşine düşsün, ayılıp bayılabilirler. Baştaki yıldız dağıtımım da zaten bundan olmadı mı?

Her şey artık her açıdan günümüz dünyasına sırt çevirmiş bir alemde geçiyor. 80’li yıllardan söz ediliyor ama hangi 80’ler, tam açıklanmıyor. Baştan itibaren fantastik bir dünyaya giriyoruz. Bir yandan içinde yaşanan dünya için birçok yeni ad var: Dijital çağ, siber güvenlik, teknolojinin egemenliği… Bir bölümde dijitalin etkisi araştırılıyor ve hayatın içinde yüzde 95’e ulaştığı saptanıyor! Son 40 yıldır inşa edildiği söylenen ‘paranoyatik uzay’da bir de sürpriz var. Adıyla müsemma bir Panik City… Yani gerçekten de görkemli bir paniğin kopması gayet mümkün!
Bu arada filmde New York’u andıran bir kentin özellikle geceleyin temsil ettiği uğursuzluk; veya gökyüzündeki arızalara koşuşan dron’ların varlığı, filme değişik atmosferler veriyor. Yer yer insanların önüne canavar suratlı makinalar çıkıyor. Büyükşehirde kırmızı motosikletlerle yapılan takip sahneleri de ilginç…

Bu hengâme içinde küçüklere de yer var. Biri onlar için “insan parçası” diyor! Bu vahşi dünyada kadınların rolü de önemli. Yaşanan dehşete karşın cesaretlerini ve dirençlerini en iyi koruyanlar belki onlar… Ve filmin kadın karakterleri gayet iyi seçilmiş. Bir yerde de “asker yaratmak” tabiriyle ordunun da olası geleceğinden söz ediliyor.
Böyle bir film, hem de iki saate yakın uzunluğu içinde kolay izlenmiyor. Önce birkaç hoşluktan söz edeyim. Komedi ve mizah yanı hemen hiç olmayan filmde, kadınlardan birinin “Keşke edebiyat bölümünde okusaydım” demesi… Bir yerde Mozart’la birlikte efsanevi Depeche Mode grubundan ve müziklerinden söz edilmesi… Müzik deyince, filmin müziğinden hiç hoşlanmadım. Hem de tam “üç kompozitör”ün birlikte yapmasına rağmen…

Sonuç olarak karşımıza bir tür masal çıkıyor; teknolojik, fantastik, dijital… Ve -zamanın birtakım ihtiyaçlarına ve uyarlamalarına uyarak- hayatımıza iyice yerleşmesi... Ayrıca Digiturk’te izlediğimiz SWAT dizisinden söz edilmesi; yaklaşan kötülüklerin o klasik “MayDay’ deyişiyle hatırlatılması vs.
Oyuncuları ise hayli ilginç. Jared Leto gençliğini hala koruyan jön olarak çok iyi. Eskilerden Jeff Bridges yaşlı Kevin Flynn’e artık tanınmaz haliyle hayat veriyor. Dilinger ailesinin şefi olarak Evan Peters ve en önemli kadın Eve Kim’de oynayan Greta Lee de iyiler. Zaten kadınların tümünü çok beğendim. Nisbeten komik ve sempatik tiplerdeyse Arturo Castro, Brad Harder, belki bizden olan Hasan Minjah de işlerini yapıyorlar.

Böylece ilk başta filme iki ayrı yıldız vermemin nedeni de açık. Gençler için belki X X X iyi düşebilir. Ama yaşlılar X X’den öteye geçemezler sanırım.
Şunu da hatırlatayım. Filmin kimi yerlerinde gerçekten uykum geldi. Hiç adetim değildir ama bu kez filmden kopup gittim. Onca vurucu-kırıcı-gürültücü müziğine rağmen… Demek ki dediğim gibi, filmi yeni jenerasyonların ilgisine sunmak belki en iyisi!


