Fransa'nın siyasi ve idari sistemi bizim sisteme gerçekten çok benzer.
Hatta siyasi ve idari geçmişinin bizdeki yaşanan sorunlara ve krizlere bile çok benzemesi ilginçtir.
Tek farkı orada yaşanan bazı sorunlar ve bu sorunlara çözüm olarak getirilen reformları bizim genelde 20-30 yıl geriden izlememizdir!
Örneğin Fransa'da 1958-1981 arası De Gaulle'ün merkez sağ partisinin aralıksız 23 yıl iktidarda kalması.
Bu süre içinde her seçimi rahat kazanması.
1981'de ise bu kez Sol'un bu kadar uzun süreden sonra François Mitterrand ile iktidara gelmesi.
Sol iktidara gelince bu kez de Mitterrand 14 yıl iktidarda kalıyor (1981-1995).
Sonra Jacques Chirac ile tekrar Sağ iktidara geliyor, çok da uzun süre geçmeden tekrar Sol.
Böylece iktidar Sağ ve Sol arasında dönüşümlü olarak el değiştiriyor.
Bu arada Sistem (Yarı-Başkanlık) gereği "cohabitation"lar da yaşanıyor.
Yani seçilmiş cumhurbaşkanı ile parlamento çoğunluğunun desteklediği başbakanın farklı/rakip partilerden olması ve buna rağmen birlikte yönetmeleri.
Sonuçta artık kimse iktidarda öyle 15-20 yıl gibi uzun süre kalmıyor.
Fransa'da yaptığım kamu hukuku yüksek lisansında Anayasa Hukuku hocam Profesör Lavroff o zamanlar aynı zamanda Chirac'ın da danışmanıydı.
Derste bize şöyle bir soru sordu:
"Sizce bir ülkede demokrasi var diyebilmemiz için en önemli ve olmazsa olmaz özellik nedir?"
Çeşitli yanıtlar verdik.
Serbest seçimlerle işbaşına gelme. İnsan haklarına saygı. Hukuk devletine riayet vs. gibi.
"Bunlar tamam ama" dedi.
"Pratikte bunlardan daha önemli olan somut koşul şudur:
Bir ülkede iktidar uzun bir süre boyunca el değiştirmezse o ülkede gerçekten demokrasi olmaz.
Daha doğrusu, bir ülkede iktidara alternatif bir muhalefet bulunmaz ve muhalefet makul bir süre sonra iktidara gelemezse o ülkeye demokrasi denemez.
Bakın Fransa'da ne zaman muhalefet 23 yıl sonra iktidara gelebildi, işte Fransa gerçekten o zaman demokrasi oldu!"

François Mitterrand
İktidarda değişim döngüsü şart
İktidarın çok uzun süre geçmeden makul süre içinde serbest seçimlerle el değişebilmesine "alternans" deniyor.
Gerçekten de günümüzde Batı demokrasilerine baktığımızda iktidarın makul süreler içinde ve genellikle de en fazla iki dönem sonra muhalefete geçtiğine ve bu şekilde devam eden bir döngülü sistemin oturduğuna tanık oluyoruz.
Böylece bu değişim döngüsü (alternans), hem iktidara gelen ama tekrar muhalefete düşmesi her zaman mümkün olan partilere bir dinamizm sağlıyor ve deyim yerindeyse şımarmalarını önlüyor.
Hem de muhalefete düşen partilere tekrar iktidara gelmek için ekstra bir motivasyon sağlıyor, çünkü tekrar iktidara gelmeleri hayal değil gerçekçi bir beklenti oluyor. Muhalefet, yeni gelecek seçimlerin normal şartlardaki en potansiyel ve doğal iktidar adayı olarak görülüyor.
İşin İdare Hukuku ve Yönetim Bilimi boyutuna bakarsak, bu "alternans" en çok da burada işe yarıyor.
Çünkü iktidarın ilk seçimlerde her an el değişebileceğini bilen bürokratlar, iktidar değişiminde kendilerine hesap sorulacağını bildiklerinden, "yandaşlık" yaparak öyle netameli, sorunlu ve hukuka aykırı işlere girmekten korkuyorlar.
TMSF'nin hukuk biriminde bir süre üst düzeyde çalışmış bir arkadaşım anlatmıştı.
İlk zamanlar kurumun üst yönetimi aldıkları kararlarda, ileride iktidar değişimi olur da kendilerine hesap sorulur diye hukuki yönden hata yapılmaması için kılı kırk yarıp titiz değerlendirme yapıyorlarmış. Bu nedenle yukarılardan siyasi kanaldan gelen istekleri ciddi süzgeçten geçirmeye çalışıyorlarmış.
Ancak AKP'nin seçimleri devamlı tekrar kazandığını görünce, kimsenin hesap sormayacağını bildiklerinden, sonradan tamamen boş vermişler. Siyasi kanaldan gelen her istek hiç sorgulanmadan kabul edilip geçiliyormuş.
Seçimler ve değişim ihtiyacı
Konuyu ülkemizde birkaç gün sonra yapılacak seçimlere bağlarsak, demem odur ki aynı partinin ve aynı kişinin 21 yıllık iktidarı sonrasında gerçekten bir değişim ihtiyacı bulunduğu çok açık.
Bu ihtiyaç sadece ekonomi politikaları tam anlamıyla sarpa sarmış ve ekonomik yönden halka verebileceği hiçbir artı değer ve düzelme perspektifi kalmamış bir siyasi iktidarın değişimi için değil.
Sadece dindarlık (o da salt şekil dindarlığı) ve "vatan-millet-sakarya" edebiyatı ve retoriği dışında halka sunabilecekleri hiçbir vizyon ve ümit ışığı kalmamış bir iktidarla artık çoktan vedalaşma zamanı geldiği için değil.
Aynı zamanda 21 yıl sonra ülkenin tekrar gerçekten demokrasi olabilmesi için de gerekli.
Gerçi Sayın Kılıçdaroğlu'nun içinden aslında fazla egolu ve "dediğim dedikçi" ve kısmen otoriter özellikler taşıyan bir Mitterrand çıkacağını beklemek kendisine haksızlık olur.
Kemal Kılıçdaroğlu
Dolayısıyla, muhalefette iken Cumhurbaşkanını halkın seçmesine karşı çıkıp Parlamenter sistem isteyen, ama iktidara gelince bu bahsi bir daha açmayan Mitterrand zaten iyi bir örnek olmayabilir.
Ama kısmet olur da seçilirse, 21 yıl sonra ülkesine tekrar demokrasiyi getiren kişi olmanın gururunu yaşamak yönünden Mitterrand ile ortak bir yönü de olacak.
Bu arada Türkiye gibi en azından geçmişte uzunca bir süre iyi-kötü bir demokrasi geçmişi ve tecrübesi olan bir ülkede, seçimleri muhalefet kazanırsa iktidarın teslim edilip edilmeyeceği tartışmasını yapmak bile gerçekten çok utanç verici.
Zaten iktidar kanadından sağduyulu bazı isimlerin de teyit ettiği gibi, böyle bir durum söz konusu bile olamaz.
Ne kadar eleştirsek de iktidarda Türkiye'yi böyle bir kaosa hatta iç karışıklığa sürükleyecek bir niyet bulunduğunu sanmıyorum.
Hukuken suç olması bir yana, böyle bir girişimin ağır utancı ve tarihsel sorumluluğu altında da kimse huzurlu biçimde yaşlanamaz zaten.
En azından bir "Muz Cumhuriyeti" de, "Aşiret Devleti" de değiliz sonuçta.
|
Ali D. Ulusoy kimdir? Halen Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve öğretim üyesi olan Prof. Dr. Ali D. Ulusoy, 1968 yılı Mersin Mut doğumludur. Öğretim üyeliği yanında EPDK Hukuk Dairesi Başkanlığı, BDDK Hukuk Danışmanlığı, Başbakanlık Bilgi Edinme Kurulu Üyeliği, TOBB-ETÜ Hukuk Fakültesi kurucu dekanlığı ve İzmir Yaşar Üniversitesi rektör yardımcılığı gibi idari görevlerde bulunmuştur. ABD Los Angeles California Üniversitesinde (UCLA) iki yıl (2006-2007; 2017-2018) misafir öğretim üyesi olarak kalmıştır. 2011-2014 arası üç yıl Danıştay Üyeliği yapmış ve kendi isteğiyle ayrılıp üniversiteye dönmüştür. Uzmanlık alanları: İdare hukuku, İdari yargı, Ekonomik kamu hukuku, İdari yaptırımlar, İnsan hakları, Devlet-din ilişkileri. Lisans: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi. Yüksek Lisans: Fransa Bordeaux Üniversitesi. Doktora: Fransa Bordeaux Üniversitesi. Doçentlik:2002, Profesörlük: 2008. |


