Suriye’nin kuzeydoğusunda bitmek bilmeyen “diyalog masasının” devrilmesi akabinde ortalık toz duman!
Ülkedeki Kürt azınlığın haklarını tanıyan ve Kürtçeyi resmi dil ilan eden Suriye cumhurbaşkanlığı kararnamesinin beklentilerini karşılamadığını açıklayan YPG’ye bağlı gruplar ile bölgedeki Arap aşiretlerin de desteğini alan Suriye hükümet birlikleri arasında ipler tamamen koptu ve silahlar konuşmaya başladı. Fırat üzerindeki, daha önce YPG kontrolünde bulunan, ülke ekonomisi için stratejik öneme sahip Teşrin ve Tabka barajları ile Rakka ve Deyrizor gibi şehirler dün hükümet güçleri ile Arap aşiretlerinin denetimine geçti. Bölgedeki SDG sembolleri de aşiret mensuplarınca tahrip ediliyor.
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, barajların yeniden Suriye hükümetinin kontrolüne geçmesi ile ilgili olarak, “Cezire'nin kaynaklarının Suriye halkına iade edilmesi, yeniden yapılanma çabaları, tarımın, enerjinin ve ticaretin canlandırılması ve ülkenin doğal zenginliğine ve vatandaşlarının çabalarına dayalı, direngen bir ulusal ekonominin inşası için önümüze geniş imkanlar açmaktadır," dedi.
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi Tom Barrack’ın soluğu dün öğle saatlerinde Şam’da aldığı bildiriliyor. ABD’nin, el-Şara'yı “well done, boy!” diyerek tebrik etmesi de muhtemel, Fırat havzasındaki operasyonu tahdit koydukları noktada durdurmaz ise, Suriye’ye yönelik yaptırımların yeniden uygulamaya konulmasıyla tehdit etmesi de. Hatta ikisi birden muhtemel.
Barrack’ın ziyareti öncesinde Suriye Dışişleri Bakanlığı, televizyondan yayınlanan açıklamasında şunları dile getirdi: “ SDG'yi 10 Mart anlaşmasının uygulanmasında ortağımız olmaya çağırıyoruz. SDG, Fırat'ın batısındaki bölgelerden çekilmeyi reddederek son anlaşmaya uymadı. SDG'ye karşı askeri operasyon, 10 Mart anlaşmasını uygulayacağını kabul eder etmez sona erdirilecektir. Askeri operasyonun amacı, SDG'yi 10 Mart anlaşmasını uygulamaya zorlayacak bir gerçeklik yaratmaktır. IŞİD ile mücadele ve güvenlik durumunun kontrolü konusunda ABD yönetimiyle koordinasyon halindeyiz.”
Öte yandan, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Suriye ordu birliklerine “SDG’ye yönelik saldırılarını derhal durdurması” çağrısı yaptı.
Fırat havzası yangın yeri
Şimdi hafta sonu yaşanan gelişmelere biraz ayrıntılı olarak yer verelim:
Ülkenin geçici Devlet Başkanı Ahmed el-Şara'ya bağlı HTŞ güçleri ile YPG’ye bağlı gruplar arasında Fırat havzası boyunca kuzeyden güneye çok sayıda noktada çatışmalar yaşandı ve bölgedeki Arap aşiretlerin de hükümet birliklerine verdiği destekle, Kürt gruplar Deyr Hafir, Menbiç kırsalı, Rakka, Deyrizor gibi bölgelerden doğuya doğru çekilmek zorunda kaldılar.
Hükümet birliklerinin yer yer Fırat’ın doğusuna da geçerek, pek çok noktada denetim sağladığı gelen haberler arasında. SDG'nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda varılan ancak SDG lideri Mazlum Abdi’nin uygulamakta ayak dirediği 10 Mart 2025 tarihli mutabakatın gelinen noktada hükmünü yitirdiğini söyleyebiliriz sanıyorum.
Aslında SDG yönetimi, Amerikalıların arabuluculuğu üzerinden Suriye hükümetiyle Fırat'ın doğusunda bulunan Deyr Hafir bölgesini boşaltmayı kabul eden bir mutabakata varmıştı. Fakat Cumhurbaşkanlığı kararnamesinden memnun olmayan SDG’nin çekilmeyi gerçekleştirmemesi üzerine Ahmed el-Şara'ya bağlı Suriye Ordu birlikleri harekete geçti.
SDG’nin geçen hafta güçlerini çekmeyi reddettiği Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çıkarılması akabinde bölgede kontrolü sağlayan ordu birlikleri hafta sonu kentin doğusuna doğru ilerledi. Suriye Devlet Televizyonu el-İhbariyye, ordu birliklerinin kontrolü sağlamak amacıyla bir süre sonra kentin batısından Deyr Hafir’e girmeye başladığını duyurdu. Odu birliklerinin 17 Ocak Cumartesi günü sabah saatlerinde kentin kırsalındaki Humeyme köyüne de giriş yapmak üzere birlik sevkiyatı gerçekleştirdiği ileri sürüldü.
Deyr Hafr’i ele geçiren Şara'ya bağlı HTŞ güçleri, ardından Fırat’a doğru ilerleyerek SDG güçlerinin ağır silahlarını bırakarak çekildiği el Cerrah askeri havalimanında 17 Ocak günü erken saatlerde denetimi sağladılar.
Hükümet kuvvetleri ile Kürt gruplar arasında Suriye’nin ekonomik canlılığı açısından hayati önem taşıyan Teşrin, Tabka gibi barajlar ile petrol ve doğalgaz sahalarının bulunduğu stratejik bölgelerde de çatışmalar yaşandı.
Bölgedeki kontrol noktalarına takviye olarak gelen TSK’ya bağlı askeri birliklerin de 15 Ocak gecesi ağır teçhizatlarla Menbiç şehrine girdiği ve Teşrin Barajı bölgesine doğru ilerlediği ileri sürüldü. Bölgedeki gazeteciler, 18 Ocak günü Teşrin Barajı bölgesinde şiddetli çatışmalar yaşanmakta olduğunu bildirdiler.
YPG’ye bağlı Kürt gruplar ile yerel Arap kabileleri tarafından desteklenen el-Şara birlikleri arasında son 3 gündür şiddetlenen çatışmalarda ordu birlikleri, Rakka kentine 50 km mesafede bulunan Tabka (Tavra) Barajı'nın güneyindeki Tabka kasabasını da ele geçirdi. Bu, SDG’ye “Fırat'ı da geçebilirim” mesajı vermek demekti!
Bu arada, YPG güçlerinin Tabka’dan çekilmeden önce, bu kasabadaki cezaevinde bulunan mahkumları infaz ettiği ile sürüldü. Suriye hükümeti infazları kınarken eylemlerin SDG’nin bir kontrol ve yıldırma aracı olarak sistematik şiddete olan yatkınlığını gösterdiğini savunarak, uluslararası topluma bu eylemleri cezasız bırakmama çağrısı yaptı.
Rakka ve Deyrizor’da güç el değiştirdi
Ordu birlikleri daha sonra, Rakka'nın güneyinde, daha önce SDG denetiminde kalacağı varsayılan Mensura çevresindeki köylerde de denetimi sağladı. Ordu birliklerinin Fırat'ı geçerek Rakka'ya girme hazırlıkları yaptığının bildirildiği saatlerde, el-Şara'ya bağlı birliklerin, yerel aşiretlerin desteğiyle nehrin kuzeyindeki doğal gaz sahaları ile bilinen Conoco kasabasını ele geçirdiği ve El-Ömer petrol sahalarını hedeflediği kaydedildi.
Bu arada, Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı teknik ekipler, YPG güçlerinin şehirden çıkartılmadan önce Rakka'nın batısındaki El-Tabka şehrinde sokaklara ve kamu hizmeti tesislerine yerleştirdiği çok sayıda patlayıcıyı ve kara mayınını imha etti. Arap aşiret mensuplarının Rakka şehrinin merkezindeki El-Naim kavşağını dün itibarıyla kontrol etmeye başladığı bildirildi.
Öte yandan, Arap halkın bölgedeki SDG sembollerini tahrip ettiği, bunun yanı sıra Abdullah Öcalan posterlerini indirdiği, resimlerini sildiği de görüntülü olarak aktarılan haberler arasında yer aldı.
Aslında Ahmed el-Şara, Fırat Vadisi'nin tamamını, Rakka'yı, Deyrizor'u ve Ömer petrol sahalarını geri almayı hedeflediğini daha önce açıkça dile getirmişti. Gelişmeler belki de son bir yıldır ilk defa Suriye liderinin arzuladığı istikamette gerçekleşmiş görülüyor. Fırat'ın kuzeyinde 2017’den bu yana SDG idaresinde yaşayan birçok yerleşim, şu an Kürt milislerle ihtilaflı hale gelen Arap aşiretlerinin kontrolüne geçmiş bulunuyor.
Arap aşiretler başrolde
Ülkenin doğusunda -özellikle petrol kuyuları ile doğal gaz kaynaklarının bulunduğu coğrafyalarda çoğunluğu oluşturan -ABD’nin Fırat’ın batısını işgali akabinde SDG ile birlikte hareket etmiş olan Arap aşiretlerin- SDG’nin genel seferberlik çağrısına rağmen- tamamen Şam yönetimi ile paralel hareket etmeye başladığı, bunun da bölgedeki dengeleri değiştirdiği, neticede de Rakka ile Deyrizor şehirlerinde denetimin sağlanmasının önünü açtığı kaydediliyor.
Rakka’dan çekilen SDG unsurlarının ayrılmadan önce şehre su sağlayan ve eski köprü boyunca uzanan ana su boruları ile yeni inşa edilmiş el Reşid köprüsünü havaya uçurduğu ve bu gelişmenin ardından Rakka şehrine artık su temin edilemediği de gelen haberler arasında.
Bu arada, Rakka'nın doğusundaki Cizre el-Buhamid'de ve Deyrizor idari sınırında bulunan Cizre el-Milac'taki SDG komando karargahlarını ele geçiren Arap aşiretlerin SDG gruplarının Rakka şehrinde arkalarında bıraktığı zırhlı araçlara el koyduğu da kaydedildi.
Deyrizor bölgesine gelince… Arap aşiretlerine bağlı savaşçıların El-Ömer petrol sahası üssü, Conoco doğalgaz tesisi, sanayi bölgesi, El-Kasra bölgesindeki hapishane ve kırsalda bulunan bir dizi müstahkem üs hariç, Deyrizor ili kırsalındaki şehir ve kasabaların çoğunda denetimlerini genişlettikleri de dün sabah erken saatlerde bölgeden gelen haberler arasında.
Öte yandan, YPG liderlerinin ailelerinden bazılarının, dün Semalka sınır kapısını kullanarak Suriye'den Kuzey Irak'a kaçtığı ileri sürüldü.
Bölgeden dün sabah saatlerinde gelen haberler, SDG unsurlarının Deyrizor bölgesinden çekilmesinin ardından Deyrizor kırsalındaki el Cafra petrol sahasının da Arap aşiretlerin denetimine geçtiği yönünde.
Suriye’de Kürt grupların sonu mu?
Suriye’yi yakından tanıyan ve bu ülke ile ilgili sosyolojik araştırmalarıyla bilinen, Washington Institute isimli düşünce kuruluşunun araştırmacılarından, Doç. Dr. Fabrice Balanche, 17 Ocak’ta kendi sitesinde yayımlanan, “The end of the Kurdish entity in Syria?” başlıklı yazısında, Kobani, Haseke ve Kamışlı’nın da düşebileceğini ileri sürerek, “Suriye’de Kürt varlığının sonu mu?” diye soruyor ve şunları dile getiriyordu:
“SDF'nin tasfiye edilme süreci başladı. Batı, IŞİD'e karşı savaş sırasında son derece sadık ve etkili olan Kürtleri terk etti. Bununla birlikte, SDG, El-Şara'nın birliklerinin kuzeydoğu bölgesini işgal etmesini engellemeye kararlı; çünkü tarih bize yeni kurulan Suriye ordusunun Alevilere ve Dürzilere karşı merhamet göstermediğini kanıtladı. (…) Savaşçılarına gelince... Amerika’nın müttefiklerini ezmekten ve evlerini yağmalamaktan keyik alıyorlar. Kürt isyancıları yenmek, yeni bir Suriye ordusu kurmak ve Temmuz 2025'te Dürziler ve İsrail tarafından maruz bırakıldıkları aşağılamanın intikamını almak kadar güçlü bir strateji yok.”
Gelişmeler, tam bir “tasfiye” yolunda mı ilerliyor, henüz söylemek için erken. Ancak Bahçeli’nin SDG’nin feshedilmesi gerektiği yönünde çağrı yaptığı, Öcalan’ın ise “Suriye'deki gerilimden endişe duyduğu için diyalog yolunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır” olduğunu dile getirdiği şu dönemeçte, bütün bu gelişmelerin “Terörsüz Türkiye” ya da “Barış ve Demokratik Toplum” sürecini “baltalama girişimi” “olarak mı görmek lazım, yoksa “yoluna, yol haritasına sokma çabası” mı, yüzde yüz kesinlikle bir hükümde bulunmak şu an için zor!
Evet, ABD, İsrail ve Türkiye’nin Suriye ile de anlaşarak Suriye’de uygulamaya koyduğu izlenimi veren bir plan, sahada tam olarak masada mutabık kalındığı şekliyle uygulanmamış, Şara biraz fazla “ileri gitmiş” de olabilir, Balanche’in endişeyle dile getirdiği üzere, plan tam olarak bu da olabilir.
İlki daha doğruysa, Ankara’nın desteğini almış Ahmed el Şara sahada yeni bir de facto gerçeklik yaratmak istemiş ve 10 Mart mutabakatına uygun davranmakta ayak direyen Kürt milisleri Arap aşiretlerin katkısıyla dize getirerek en sonunda bu gerçekliğe uygun ve belki eskisinden kötü bir anlaşmaya razı etmeyi arzu etmiş olabilir. Ancak elbette bu yönde bir “uygulama”, bir savaşla dünyanın en yoksul ülkelerinden biri haline gelmiş Suriye’ye karşı “yaptırımlar” silahını elinde tutan Amerikalıların izin vereceği ölçüde uzun vadeli bir yaşama şansı bulacaktır. Ankara’nın Suriye’nin kuzeyindeki bu denklemdeki ağırlığı ise İsrail’in ülkenin güneyindeki ağırlığına “ayarlı” olduğu için, Şara kuzeydoğuda bir şeyleri yeniden düzenlemek istiyorsa, İsrail ile Tel Aviv’in şartlarında bir güvenlik anlaşmasına imza atmaktan da kaçamayacaktır”.
Yok eğer ikincisi doğruysa, “tasfiye” nasıl bir “zevahiri kurtarma” senaryosuyla sonuçlanacak önümüzdeki dönemde göreceğiz.
Suriye’de final perdesine doğru
Özetle, bölgedeki Arap aşiretlerin desteğini alan hükümet kuvvetleri, Kürt milisleri Fırat havzasından çıkardı. Entegrasyona uzun süredir yeterli güvence almadıkları savunusuyla ayak direyen YPG güçleri, ilk defa ABD’nin hava desteğinden yoksun kaldıkları koşullar altında, şimdilik çareyi doğuya çekilmekte bulmuş görünüyorlar. Bakalım, final perdesine doğru geldiğimiz Suriye “tiyatrosunda” bundan sonraki gelişmeler ne yönde seyredecek? Bu arada, kendisini “Washington’un bölge valisi” gibi konumlandırmış olan Barrack, cumartesi günü Erbil’de Mesud Barzani ile Mazlum Abdi’yi bir araya getirdiğine ve Irak Kürdistanında üçlü görüşmeler yapıldığına göre, Irak güvenli kaynaklarının sınır bölgelerindeki güçlerini teyakkuz durumuna geçirdiği yönünde haberler de alındığına göre, Kuzey Irak ile Kuzeydoğu Suriye’yi petrol değişkeni üzerinden aynı paranteze almaya dönük yeni bir senaryonun yürürlüğe konma ihtimalini de yabana atmamak lazım.


