Mehmet Altan yazdı | Basın Tarihi: IŞİD ve Musul Başkonsolosluğu baskını
x blueSky facebook instagram youtube dailymotion linkedin

Mehmet Altan yazdı | Basın Tarihi: IŞİD ve Musul Başkonsolosluğu baskını

Suriye’de 20 bin İŞİD’linin sırra kadem bastığını duyunca ve bu haberin etrafındaki garip aldırmazlığı görünce, 2014 yılının en önemli olaylarından biri olan ve hala cevapsız soruların bulunduğu Musul Baskını'nı anımsadım.  12 yıl önce bu konu ciddi biçimde tartışılmıştı. Bugün 20 bin IŞİD’linin sırra kadem basması medyada konu bile edilmiyor

musul başkonsolosluğu baskını
Musul Başkonsolosluğu baskını

ABD Genel Müfettişliği raporuna göre, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) çekilmesinin ardından Kuzeydoğu Suriye'deki Hol Kampı'ndan ve Şeddade Cezaevi'nden 15 bin ila 20 bin arasında IŞİD bağlantılı militan firar etti. 

Örgüt üyelerinin akıbetinin bilinmediği ve bu durumun küresel bir güvenlik tehdidi doğurduğu vurgulandı. 

Nedense Türkiye bu sarsıcı habere göz ucuyla bile bakmadı. 

Halbuki 12 yıl önce 11 Haziran ve sonrasında Türkiye’nin neredeyse tek konusu IŞİD’di… Çünkü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), 11 Haziran 2014’te Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu’nu basarak Başkonsolos Öztürk Yılmaz dahil 49 personeli rehin almıştı. 

Başkonsolosluğun basılmasına ve sonrasındaki krize yol açan olayların gelişimi özetle şöyle: 

“- IŞİD, Haziran 2014’te bölgedeki karmaşık güvenlik boşluğu hüküm sürerken Irak’ın en büyük ikinci kenti olan Musul’u ele geçirmek için büyük bir saldırı başlattı. Kentte bulunan on binlerce Irak güvenlik gücünün şehri terk etmesiyle oluşan kaotik ortamda, IŞİD militanları konsolosluk binasını kuşattı. 

Türk diplomatlarını rehin alarak Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı diplomatik bir koz elde etti ve eylemini bir güç gösterisi olarak dünyaya duyurdu. 

Örgüt Irak’ta hızla genişleyen hakimiyetini pekiştirmek, diplomatik bir kalkan elde etmek istiyordu.” 

“O kaotik ortama rağmen Musul Başkonsolosluğu neden tahliye edilmemişti?” sorusu o dönemde çok sık soruldu. 

Yetkililer, IŞİD’in şehre girmesiyle birlikte çatışmaların sokaklara yayıldığını, o dönemde konsolosluk görevlilerinin bulunduğu binadan sivil araçlarla tahliye edilmesinin, sokak çatışmaları nedeniyle daha büyük bir can güvenliği riski yaratacağını, o yüzden tahliye işlemi yapılamamış olduğunu söyledi. 

Konsolosluk personeli 101 gün boyunca örgütün elinde kaldı. Musul’da farklı noktalarda tutuldular. 

Baskından kısa bir süre sonra, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi kararıyla olayla ilgili tüm yazılı, görsel ve dijital medyaya mutlak yayın yasağı getirildi. 

“IŞİD'e yönelik eleştirilerin, rehinelerin hayatını tehlikeye atmaması için” bu yasağa başvurulduğu gibi ilginç gerekçeler açıklandı. 

Resmî açıklamalarda IŞİD’e herhangi bir fidye ödenmediği veya IŞİD militanlarıyla takas yapılmadığı da belirtildi. 

Kriz, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından kansız bir şekilde çözüldü. 

Ancak o dönemde polemikler ve tartışmalar durmadı, şiddetli bir şekilde devam etti. 

Musul Başkonsolosluğu baskınına dair medyada en çok tartışılan konular, dönemin iktidar kanadının IŞİD için kullandığı "öfkeli çocuklar" ve "radikal unsurlar" nitelemesi ile yargının getirdiği "mutlak yayın yasağı" oldu. 

Ahmet Davutoğlu canlı yayında, “IŞİD radikal, terörize gibi bir yapı olarak görülebilir ama katılanlar arasında Türkler, Araplar, Kürtler vardır. Daha önceki hoşnutsuzluklar, öfkeler büyük bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu” demişti. 

IŞİD'in bölgedeki hızlı yükselişini analiz ederken sarf ettiği sözler medyanın merkezine oturdu. 

IŞİD'in yayınladığı ve iki Türk askerinin yakıldığını gösterdiği öne sürülen görüntülerin ardından da sosyal medyada bir kez daha gündeme geldi. 

Davutoğlu da her defasında esas söylediklerinin bu olmadığını anlatmağa çalıştı. Hatta yargıya baş vurdu. Ancak genellikle yapılan yorumlarda, örgütün doğrudan bir "terör yapısı" olarak değil, Irak’taki dışlanmış Sünni nüfusun reaksiyonu sonucu ortaya çıkan "öfkeli bir topluluk" şeklinde rasyonalize edilmeye çalışıldığı iddia edildi. 

Muhalefet ve eleştirel medya bu durumu, hükümetin örgütün tehdit potansiyelini hafife alması ve ideolojik yakınlık arayışı olarak yorumladı. 

Ancak eleştiriler Davutoğlu’nun tartışmalı sözleriyle sınırlı değildi. 

Başka sorular da vardı. 

Örneğin 12 yıl önce haziran sıcağında medyada çok tartışılan bir diğer iddia, konsoloslukta görevli 30 özel harekât polisinin neden çatışmaya girmediği konusuydu. 

Eleştirel basın bunu bir "zaafiyet ve teslimiyet" olarak nitelerken; hükümete yakın medya ve askeri uzmanlar, 900'e yakın ağır silahlı IŞİD militanının zırhlı araçlarla çevirdiği bir binada çatışmaya girmenin, aralarında bebeklerin ve çocukların da bulunduğu 49 rehinenin tamamen katledilmesiyle sonuçlanacağını, bu yüzden çatışmamanın en rasyonel karar olduğunu savundu. 

Tartışma 101 gün boyunca dinmedi, rehinelerin tahliyesi ve Türkiye’ye getirilmesi ertesinde ise yeniden yükseldi. 

Siyasal iktidar çevreleri, tahliye sürecini kusursuz bir diplomatik ve istihbarî dehanın çabası olarak değerlendirdi. Olayı dünyanın en prestijli kurtarma operasyonlarından biri olarak sundu. 

Ancak eleştirisel ortamlarda Türkiye’nin elindeki bazı üst düzey IŞİD militanlarını takas ettiği ayrıca örgüte lojistik/finansal tavizler verildiği iddia edildi. 

Hükümet bu iddiaları kesin bir dille reddetti.  

ABD Medyasının o dönem ne dediğini de merak ettim. 

Özellikle The New York Times, The Washington Post, Wall Street Journal ve NBC News ne demişti? 

Musul Başkonsolosluğu baskınını ve sonrasındaki rehine krizini Türkiye-ABD ilişkileri, DEAŞ (IŞİD) ile mücadele ve Ankara'nın "Suriye politikası" üzerinden oldukça sert, eleştirel ve şüpheci bir dille analiz etmişlerdi. 

ABD Medyası Türkiye’nin İŞİD Terörü ile mücadelede gönülsüz olduğunu, Obama yönetimi tarafından kurulan DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyona askeri destek vermekten kaçındığını, rehine krizinin bu girift ilişkilerle bağlantılı olduğunu seslendiriyordu.

Amerikan medyasındaki bir diğer eleştiri ise Türkiye’nin Esad rejimini devirmek amacıyla Suriye’deki radikal Sünni gruplara ve yabancı savaşçı geçişlerine göz yumduğu iddiaları idi, bunlar yeniden gündeme getirildi. 

ABD’li analistler, Musul baskınını "Ankara'nın beslediği/göz yumduğu radikal unsurların dönüp Türkiye'yi vurması" olarak yorumladı. Baskın, Türkiye'nin Ortadoğu'daki stratejik hesaplarının ve "oynak ittifaklarının" ağır bir çöküşü olarak nitelendiriliyordu. 

Bu zeminde rehinelerin 101 gün sonra tek bir kurşun atılmadan serbest bırakılması, ABD basınında büyük bir kuşkuyla karşılandı ve "Müthiş kurtarma operasyonu" hikayesinden ziyade arkadaki karanlık pazarlıklara dayalı olduğu söylendi.

Suriye’de 20 bin İŞİD’linin sırra kadem bastığını duyunca ve bu haberin etrafındaki garip aldırmazlığı görünce, 2014 yılının en önemli olaylarından biri olan ve hala cevapsız soruların bulunduğu Musul Baskını'nı anımsadım. 

12 yıl önce bu konu ciddi biçimde tartışılmıştı. 

Bugün 20 bin IŞİD’linin sırra kadem basması medyada konu bile edilmiyor. 

Bu da medyanın 12 yılda nereden nereye geldiğini gösteriyor bize.


mehmetaltan.com.tr'den alınmıştır.

İlgili İçerikler