Medya

Melis Alphan: Eşcinsel mülteci kafası kesilerek öldürüldü, bırakın demokrasiyi insanlığa sığıyor mu?

"Burada sadece heteroseksüel, Müslüman Türklerin yaşamadığını hatırlamamız için daha ne olmalı?"

08 Ağustos 2016 12:55

Hürriyet yazarı Melis Alphan, İstanbul’da kafası kesilerek öldürülen Suriyeli eşcinsel mülteci Muhammed Wisam Sankari cinayetini köşesine taşıdı. Sankari’nin kafası kesilerek, tanınmaz hale geldiğini ve arkadaşlarının onu pantolunundan tanıdığı söyleyen Alphan, "Bu yaşananlar bırakın demokrasiyi insanlığa sığıyor mu?" diye sordu. Alphan, "Bu toplumda sadece heteroseksüel Sünni Müslüman Türklerin yaşamadığını hatırlamamız için daha başımıza ne gelmesi gerekiyor acaba?" ifadesini kullandı. 

Alphan'ın Hürriyet'te “Bırakın demokrasiyi, insanlığa sığıyor mu?” başlığıyla bugün (08.08.2016) yayımlanan yazısı şöyle: 

Bir yıl evvel Türkiye'ye sığınan Suriyeli Muhammed Wisam Sankari İstanbul Yenikapı'da ölü bulundu. Düşünün, öylesine bir cinayet ki bu, bedeni öyle tanınmaz halde ki, arkadaşları onu ancak pantolonundan teşhis edebildi.

Kaos GL’nin internet sitesinde Yıldız Tar imzalı haberden olayın detaylarını öğreniyoruz...

Muhammed eşcinsel bir mülteci. Daha önce tehdit edilmiş, kalabalık bir erkek grubu tarafından kaçırılmış, tecavüze uğramış ve hayatı tehlikede olduğu için bir süredir mülteci olarak başka bir ülkeye gitmeye çalışıyormuş.

Geçtiğimiz hafta bir gece Aksaray’daki evinden çıkıyor, iki gün sonra kafası kesilmiş halde Yenikapı’da bulunuyor.

Muhammed’in ev arkadaşı Rayan sırf eşcinsel oldukları için daha önce yaşadıkları evden çıkmak zorunda kaldıklarını, Muhammed evvelden saldırıya uğradığında emniyete şikâyette bulunduklarını ama emniyetin hiçbir şey yapmadığını anlatıyor.

Arkadaşı Görkem ise “Muhammed’i vahşice kesmişler. Öyle bir vahşilik ki içinde iki bıçak kırılmış” diyor.

Şimdi hepsi “Sıra hangimizde?” korkusuyla yaşıyor, sokağa bile çıkmaktan korkuyor. Başka bir arkadaşları Diya iki kez kaçırıldığını, her seferinde eve zor döndüğünü, BM’ye gittiğini ama cevap alamadığını söylüyor ve ekliyor: “Kimse bizimle ilgilenmiyor. Herkes sadece konuşuyor. Telefondan tehditler alıyorum. Suriyeli ya da Türkiyeli fark etmez; eşcinselsen herkesin hedefindesin. Kimliğim bile yok. Kim beni niye korusun? Beraber kalıyoruz ki korunalım.”

Bu toplumda ayrımcılığa hiç de yabancı değiliz. LGBTİ bireyler söz konusu olduğunda da bu ayrımcılık epeyce insan tarafından garipsenmiyor bile.

Bir eşcinseli yumruklayıp kemerle kovalayan mı ararsınız; sokak ortasında trans kadınlara hakaret eden mi; LGBTİ eylemlerini taşlayanlar mı; LGBTİ topluluğunun kurulmasına izin vermeyen üniversite yönetimler mi... Hepsi bizde var. Tecavüz, silahla yaralama ve cinayet zaten var.

Kaos GL’nin geçtiğimiz yıl yayımladığı 2014 Yılında Türkiye’de Gerçekleşen Homofobi ve Transfobi Temelli Nefret Suçları Raporu bir yılda LGBTİ bireylere dönük gerçekleşen 351 nefret suçu vakasından 118’inin cinayet, cinayete teşebbüs, fiziksel şiddet, silahla yaralama ve tecavüz olduğunu ortaya koymuştu. 118 vakadan sadece 31’i polise bildirilmiş, bunların da sadece 4’ü mahkemeye taşınmıştı.

Niye mi?

Çünkü biz henüz, farklı toplumsal arka planları olanların devletçe eşit korunduğu çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiye sahip değiliz.

Eğer böyle bir demokrasimiz olsaydı, ‘cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği temelli nefret suçları’ mevzuat ve politikalar düzeyinde tanınır, koruyucu ve önleyici tedbirler alınırdı. İdari ve hukuki süreçler işler, LGBTİ bireyler kendilerini güvende hissederlerdi.

Bir yılda 118 vakadan niye sadece 31’i polise bildiriliyor sizce? Çünkü LGBTİ bireyler daha çok mağdur olacaklarından endişelenerek yaşadıkları mağduriyetleri bildirmemeyi seçiyorlar.

Kamu yetkilileri görevlerini ihmal ediyor. Trans kadınlara hakaret eden polislerin haberlerini okumuyoruz muyuz misal?

Hâkim ve savcılar deseniz, onlar da LGBTİ’lerle ilgili nefret suçlarına mesafeli ve duyarsızlar.

Bu toplumda sadece heteroseksüel Sünni Müslüman Türklerin yaşamadığını hatırlamamız için daha başımıza ne gelmesi gerekiyor acaba?

Her gün ‘birlik beraberlik’ sözlerinin zikredildiği şu günlerde artık gerçekten toplumsal barışın peşine düşmemizin ve samimiyetle demokrasiyi sahiplenmemizin vakti gelmedi mi?

Hakaret, tecavüz, cinayet bir yana, bu ülkede “Biz yıllardır kendi cenazemizi kendimiz kaldırıyoruz. Oysa biz de bu toplumun parçasıyız” diyen trans kadınlar var. (Seyhan Arman, Yıldız Tar’ın röportajı.) Hadi bırakın demokrasiyi bir yana...

İnsanlığımıza sığıyor mu?

İstanbul’da Suriyeli eşcinsel mültecinin kafası kesildi