Gündem

Eski Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Üstün Ergüder: Ankara, üniversiteden gelen talepleri duymaya ve anlamaya çalışmalı

"Öykündüğümüz akademik dünyada sormadan etmeden ve üniversiteye danışmadan atama olmaz"

25 Temmuz 2021 07:50

Eski Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Üstün Ergüder, Melih Bulu'nun rektörlük görevinden alınmasının ardından seçim sürecine girilmesine ilişkin olarak, "Ankara, üniversiteden gelen talepleri biraz anlamaya çalışmalı" dedi. 

Sözcü yazarı İsmail Saymaz'a konuşan eski Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Erdüger, Melih Bulu'nun atanmasının ardından başlayan protestoları ve görevden alınmasını değerlendirdi. 

Bulu'nun atanmasından sonra başlayan protestolara ilişkin konuşan Erdüger, "Boğaziçi'nde hep seçim mi olurdu? Hayır. İlk atanan, 1971'de Abdullah Kuran'dı. Milli Eğitim Bakanlığı kurucu rektör olarak atadı. Robert Kolej'in müdür yardımcısıydı ve herkesin saydığı bir isimdi. Sıkıntı olmadı. Herkesin dikkatten kaçırdığı bir şey var: Amerikalılardan devralınan kurum da çok katılımcıydı. Her şeyde genel kurul yapılırdı. Genç öğretim üyeleri kuruma katıldığı zaman profesör ve doçent gibi ayrımlara uğramazdı. Kapılarda profesör yazmazdı. 1976'da seçim yapıldı. Kuran seçildi. 1979'da Semih Tezcan seçildi. 1982'de YÖK, Ergün Toğrol'u atadı. Büyük bir sürprizdi. Herkesi kara bağladı. Ergün Bey'in saygın bir kişiliği vardı. İdare etti. Fakat Boğaziçi hiç benimsemedi" dedi. 

"Akla bile gelmeyen bir aday bir gecede atandı"

Erdüger'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

"Şöyle laflar duyulurdu: 'Burası İngiliz kolonisi mi dışarıdan vali gönderiyorlar? Bizde adam yok mu?' Mezunların katılımıyla bildiğimiz bir rektör atansın diye uğraşıldı. 1992'de Boğaziçi'nde gayrı resmi seçim yapıldı. Dört aday oya göre sıralandı. Ben birinciydim. Ankara'ya duyuruldu, eğer atama yapılacaksa tercihimiz bu arkadaşlar diye.

Bu arada 1992'de üniversitelerde rektör seçimi getirildi. Üniversiteler altı adayı aldıkları oya göre sıralayacak, YÖK üçe indirip Cumhurbaşkanı'na sunacaktı. En çok oy alan ben oldum ve atandım.

Boğaziçi Üniversitesi'nde 2016'ya kadar hep birinci olan aday atandı.

2004'te rektör seçilen Ayşe Soysal 2008'deki seçimde ikinci geldi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Soysal'ı atamak istedi. Soysal, “Üniversitemde gelenek var. Birinciyi istiyoruz” dedi. Kadri Özçaldıran'ı atadılar. 2016'ya kadar sorun olmadı. O yıl seçimi kaldırdılar. Acı bir şey yemiş gibi oldu millet. Oyların yüzde 80'ini alan Gülay Barborosoğlu atanmadı. Cumhurbaşkanı Rektör Yardımcısı Mehmed Özkan'ı atadı. İlk günlerinde tepki oldu. Özkan, geleneğe uygun hareket etti. Zaman zaman Ankara'yı karşısına aldı. Herkes benimsedi Özkan'ı. 2020'de tekrar atanması bekleniyordu. Akla bile gelmeyen bir aday bir gecede atandı."

"Öykündüğümüz akademik dünyada sormadan etmeden ve üniversiteye danışmadan atama olmaz"

Çünkü üniversiteden değil. Bakın, ABD'de de rektör atanır. Arama komitesi çalışır bütün sene. Öğrenciler de katılır. Aday çıkarırlar. Mütevelli heyeti atar. Tepkiye neden olmaz. Çünkü üniversiteye danışılır. Bizde kör gözün parmağına oluyor. 1982'de bir sabah kalktık, tanımadığımız birisi gelmiş. Herkes sersemledi. Boğaziçi, 1992'den beri seçim kültüründen geliyor. Kavga dövüş olmadı. Boğaziçi altın yıllarını seçimle yaşadı. Performans arttı. Yerleşik ve yürüyen sistem varken, insanların adını duymadığı bir arkadaş atandı. Benim de yadırgadığım şu: Ya niye böyle yapıyorlar. Öykündüğümüz akademik dünyada sormadan etmeden ve üniversiteye danışmadan atama olmaz.

Bulu, süreci yönetebilir miydi?

"Yerinde olmak istemezdim. Biliyordum gelecek tepkiyi. “Arkadaşlar bozulacaklar” demiştim. Bir de Ankara'yla takışacaklar.

Bulu, ne kadar çabaladı, bilmiyorum. Şunları yaptı:  "Metallica severim" dedi. Bahçede dolaştı, öğrencilerle konuşmak istedi. Başka şekilde hassasiyet göstermesi lazımdı. Mesela birtakım kararlar aldılar, atamalar yaptılar."

Hukuk ve iletişim fakültelerine ihtiyaç var mıydı?

Yok bence. O şekilde fakülte kurulması akademik geleneğe aykırı. Boğaziçi'nde tesis sorunu var. Amerikalılar devrettikleri zaman kampüs İstanbul dışındaydı. Şimdi kapısına metro geldi. İnşaat yapamıyorsun. Hepsi eski eser. Kapasite sorunu var. Biz YÖK'e anlatırdık. “Bizi lisansüstü merkezi yapın, üniversitelere hoca yetiştirelim” derdik. Fakülte kurduğun zaman böyle sorunlar var.

 Bu süreçten sonra nasıl davranılmalı?

Arkadaşların itidalli davranması lazım. Ve ümidim Ankara, birazcık duymaya ve anlamaya çalışır.

Ankara neyi duymalı?

Ankara, üniversiteden gelen talepleri biraz anlamaya çalışmalı. Bunlar böyle şımarık bir başkaldırı değil. Ciddi talepler. YÖK zamanında duydu. 1990'larda YÖK'e anlattık. Eğitim fakültemiz vardı, çok öğrenci gönderiyorlardı. Tesisleri gösterdik. Bizi dinlediler.

İçişleri Bakanı Soylu sizi aramıştı. Aranızda nasıl bir görüşme geçti?

“Hocam, sizin adınız geçiyor, biz üzülüyoruz” dedi. “Ben de kurum için çok üzülüyorum, harcanmaması gerekir” dedim. Dedi ki “Adınız geçiyor.” Ben de “Yirmi sene oldu ayrılalı. Altı aydır Bodrum'dayım. Hâlâ adım geçiyorsa gurur duyarım” dedim. Sahiden kampüse uğramamıştım. İlgim yoktu. Niye üstüme çullandılar, bilmiyorum. 84 yaşıma geldim, işim yok da eylem mi idare edeceğim?