Selin ONGUN - T24
songun@t24.com.tr
“Ergenekon davalarının en sürpriz konuğu, en önemli gözlemcisi” deyip iki noktayı üst üste koyarsak, o isim Prof. İoanna Kuçuradi olur.
Hayatını “felsefenin ne olduğu, ne işe yaradığı”, “değer”, “etik”, “insan hakları” ve “özgürlük” meselelerine adayan İoanna Kuçuradi, Türkiye'nin olduğu kadar dünyanın da felsefe alanındaki en önemli isimlerinden biri.
Adının önündeki sıfatların, üye olduğu ulusal ve uluslararası kuruluşları, aldığı ödüllerin tamamını yazacak olsak bu sunuş yazısının bir kitapçığa dönüşmesi muhtemel.
Fakat, iki yıldır tutuklu olan Tuncay Özkan ile 20 aydır tutuklu olan Mustafa Balbay'ın “darbe girişimiyle suçlanan generaller dışarıdayken neden tutuklu yargılandıkları” sorusu üzerinde odaklanan savunmalarını izlemeye giden Kuçuradi’nin “Silivri ziyaretine” hiç değilse şu portre eşliğinde projeksiyon tutmak gerek:
1959'da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. 1965-1968 yılları arasında çalıştığı Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde felsefe ve Latince dersleri verdi. “Schopenhauer ve Nietzsche'de İnsan Problemi” çalışmasıyla doktorasını tamamladı. 1969'da Hacettepe Üniversitesi'nde “Felsefe” bölümünü kurdu ve başına geçti. "İnsan Felsefesi Bakımından Değer Problemi" adlı teziyle 1970'de doçent; "Aristoteles'in Ousia'sı ve Substans Kavramı" adlı çalışmasıyla 1978'de profesör oldu.
1974 yılında Türkiye Felsefe Kurumu'nun kurulmasına öncülük etti. 1988'de Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonu Genel Sekreterliği'ne getirildi. 1998'de federasyonun başkanlığına seçilen dünyadaki ilk kadın oldu.
UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü'ne de uzanan çalışmalarının ardından 2003 yılında 21. Dünya Felsefe Kongresi'nin İstanbul'da yapılmasını sağladı. UNESCO, kongreye ve felsefeye katkılarından dolayı 2003 yılında “Felsefe Ödülü”nü Kuçuradi'ye verdi. Çalışmalarıyla Türkiye'ye büyük bir onur kazandıran Kuçuradi, halen Maltepe Üniversitesi İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi'ni yönetiyor.
Şimdi 74 yaşında olan Kuçuradi hayatı boyunca felsefi bilgiye dayanarak, "çağın olayları"nı anlamaya, anlatmaya çalıştı. “İnsan hakları” başlığının “popüler bir savunma mekanizması” olmadığı 1960’lı yıllardan bugüne bu konuda aktif “mesai” yaptı.
Prof. Kuçuradi’nin “Silivri ziyareti” işte tam burada bir işaret fişeği olunca hemen kendisinin kapısını çaldık. Sorularımızı ancak “yazılı” olarak yanıtlamayı kabul eden Kuçuradi’nin Türkiye’nin meseleleriyle meşgul zihinlere ilham verebileceğini düşünerek, adetimiz olmadığı üzere söyleşiyi yazılı olarak gerçekleştirdik. Prof. Kuçuradi’nin “başlık telaşına düşmeden” verdiği yanıtlar şöyle:
Önce o günden başlayalım; 10 Ağustos Salı günü Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeydiniz. Bu ziyaretinizin zamanlamasını ne belirledi?
Çok önce, Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan’ın duruşması olacağını gazetelerde okumuştum. Onun için 10 Ağustos günü gittim.
‘Silivri’de olanları anlayamıyorum’
İki yıldır tutuklu olan Tuncay Özkan ile yaklaşık 20 aydır tutuklu olan Mustafa Balbay'ın “darbe girişimiyle suçlanan generaller dışarıdayken neden tutuklu yargılandıkları” sorusu üzerinde odaklanan savunmalarını izlediniz. Silivri’den ayrılırken aklınızda en çok hangi sorular vardı?
Bu duruşmayı izlemek istememin birkaç nedeni vardı. Bir nedeni, insan haklarıyla ilgili olan bu yargılamanın yürütülmesiyle ilgili olarak bir izlenim edinmek. “Silivri”de olanları anlayamıyorum.
‘Güçlü bir kalemle bile darbe yapılamayacağını biliyorum’
“Anlamak”tan da kastettiğim, haklarında savlar öne sürülen olaylar arasındaki “bağlantıları” görebilmektir. Bu bağlantıları kendi adıma kuramıyorum, dolayısıyla kendi kanaatimi oluşturamıyorum. Ancak, kalemle –hele güçlü bir kalemle– çok şey yapılabileceğini, ama “darbe” yapılamayacağını da biliyorum.
‘Tuncay Özkan’a, kendisinin de bilmediği bir teşekkürüm var’
1998’de TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu heyetiyle cezaevlerinde yaptığımız ziyaretler sırasında bazı gözlemler yapmış ve daha sonra insan hakları eğitiminde kullandığım bazı şeyler öğrenmiştim. Bu gözlemlerimden biri, cezaevlerinde olan insanlara ilgisizliğin onları psikolojik olarak yıktığı, ilginin ise olumlu, hatta eğitici denebilecek etkisi olduğu. Mustafa Balbay ile hiç yüzyüze konuşmamıştım. Ama Tuncay Özkan yıllar önce benle insan haklarıyla ilgili bir televizyon programı yapmıştı. Bu programda bana garip bir soru yöneltmiş, felsefe ile işkence arasında bir ilgi kurduğumu ve bu ilginin ne olduğunu sormuş, bu “sıkıştırma”yla da o anda ilk defa kafamda, insan onuruyla ilgili bir noktanın açıklığa kavuşmasını sağlamıştı. İlgili yazımda bunu okuyabilirsiniz. Bu nokta da, insan onurumuzu uğradıklarımızla değil, yaptıklarımızla koruduğumuz veya zedelediğimizdir. Beni bu konuda düşünmeye zorladığı için ona, kendisinin bilmediği, ilk defa bunu okurken öğreneceği bir teşekkürüm var.
Ayrıca beni ilgilendiren bir konu da, hakim ve savcılara yapılan insan hakları eğitiminin ne kadar işe yaradığıdır. Zamanım olsa, daha çok duruşma dinlemeye giderim. Yaptığım gözlemler, eğitimi planlarken işe yarıyor.
Aynı şekilde ceza infaz-koruma memurlarının insan hakları eğitimiyle de ilgileniyorum. İnsan hakları eğitiminin ana hedef gruplarından biri de cezaevi personelidir. Cezaevlerinde insan haklarını ihlâl etmek çok kolay. Ama önemli olan, orada çalışanların insan hakları ihlâli yapmak istememeleridir. Şu anda Maltepe Üniversitesi’nde yürüttüğümüz İnsan Hakları Yüksek Lisans Programı’nda cezaevlerinde çeşitli düzeylerde görev yapan öğrencilerimiz var. Bunlardan birisi de Silivri’de görevli. Her hafta, iki saat yol yaparak derslere geliyor.
Belki şu parantezi de açmalıyız; insan hakları üzerine çalışan sivil toplum dernekleri sizce Ergenekon davası kapsamındaki yargılama ve tutuklamalar söz konusu olduğunda “barajı” geçebilir mi? Sanıkların yakınmalarını “kimlik kontrolü” yapmadan dikkate alabildiler mi?
Sivil toplum kuruluşlarının bir adı da “gönüllü kuruluşlar”dır. Her kuruluşun her konuya ilgi göstermesini beklememeniz gerek. Ama asıl önemli mesele, ilgilendikleri konuların insan hakları sorunları olup olmadığıdır. Bu söylediğim, valiliklerdeki ve kaymakamlıklardaki insan hakları kurulları için de geçerli.