SELİN ONGUN - T24
songun@t24.com.tr
Memleketin “magazin manzaraları”ndan bir potpori ile başlayalım. Şarkıcı Nihat Doğan referanduma yönelik olarak “Menderes'in ruhu için, Özal'ımın hatrı için, demokrasi aşkı için evet” diyen bir türkü yapıyor. Bambaşka bir kulvarda piyanist Fazıl Say, referanduma neden “hayır” diyeceğini twitliyor. Gülben Ergen ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün oğlu Emre Gül arasında “Türkiye’ye dair korkular” temalı bir twitleşme olabiliyor. Öte yandan ajanslara “Sanatçılardan referanduma hayır yürüyüşü” içerikli bir haber düşüyor. Aman unutmayalım; sabah programına Atatürk’ün mumyasını da konuk eden Seda Sayan hâlâ referendum kararını açıklamadı! Ama CHP’li anayasa hukukçusu Süheyl Batum, Sezen Aksu “Evet” dediği için “Sezen sazan çıktı” diye küplere bindi…
Rutin magazin gündeminin eşliğinde sahici değerlendirmeleri hak eden sorular da mevcut: AKP iktidarıyla sanat dünyası gerçekten siyasallaştı mı, yoksa yarar umulan “politik” davranışlar mı sahneye çıktı? Eğlence hayatında kutuplaşma var mı, toplum sanatçıların oylarını ne kadar ciddiye alıyor, hükümete sempati duyduğu için “mahalle baskısı” hissedenler var mı? Yoksa her şey vitrinden mi ibaret?
“Aslında ne olduğunu”nun fotoğrafını çekebilmek için 1970'li yıllardan bu yana popüler gösteri ve sanat dünyasının içinde yer alan, 3 binin üzerinde konser organize eden ve her seferinde “titizlik abidesi” olarak alkışlanan Most Production Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Oğuz'un kapısını çaldık.
“Mustafa Oğuz” deyip iki noktayı üst üste koyunca çok şey yazabilirsiniz, ama yetmez. Gösteri dünyasında gösterişi sevmeyen bir duayenden, alkışı sadece “sahnedekiler”e ikram eden bir görgüden söz ediyoruz.
Mustafa Oğuz, meslek hayatına ortaokul yıllarında organize etttiği Moğollar konserleri ile “VIP” kapısından giriş yaptı. Üniversitede “Fransız dili ve edebiyatı” okuduğu yıllarda sahne organizasyonlarını profesyonelleştirdi, 1980 darbesinin sıkıyönetimli yıllarında bile çıtayı düşürmedi.
1990'lı yıllarda dünya ölçülerinde konserlere imza atan Oğuz'dan “popüler sanat dünyasının arşivdeki politik kayıtlarını ve güncel tutumunu resmetmesini” istedik. www.t24.com.tr okurları için anlattı, geçmişten bugüne uzanan sorularımızı yanıtladı:
'Hayır oyu vereceğim, çünkü...'
- O ünlü soruyla başlayalım; referandum kararınız?
Hayır oyu vereceğim.
- Tercihinizi ne belirledi?
Yargıyla ilgili maddeleri sakıncalı buluyorum. Paketteki maddeler, Başbakan’ın ve hükümetin tavırları ile birleştiğinde, “daha kucaklayıcı olabilirlerdi” diyorum. Sürtüşerek, kavga ederek, dayatarak iş yapmalarını kabul edemiyorum. Hem toplumdaki kutuplaşmadan şikâyetçi olup, hem de buna neden olacak bir söylem geliştirmelerini tutarlı bulmuyorum.
‘Sanatçılar arasında hiçbir politik tavır görmüyorum’
- Referandum mitinglerinde, 40 derece sıcakta, sahnedeki lideri dinlemek için toplanan kalabalıkları gördükçe aklımıza düşüyor: “Politik tavır-sanatçı ve kalabalık” başlığı için hafızanızın çekmecesinden bir konser seçecek olsanız, hangi tarihte dururdunuz?
Ben mesleğe 1970’lerde başladım. O tarihlerde, üniversite yıllarımda, yoğun olarak Timur Selçuk ile çalışıyordum. Tabii bambaşka bir dönemdi o. Sanat, sanatçı, izleyici, her şey politikanın çok içindeydi. Bugün sanatçılar arasında hiçbir politik tavır görmüyorum ben. Oysa o zaman bir konser yapardık, etkinlik “slogan konser”e dönüşürdü. Hiç unutmam; Kızıldere olayının bir yıldönümüydü, (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi lideri Mahir Çayan ve dokuz arkadaşının 30 Mart 1972’de Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde kuşatılarak öldürülmesi) şimdi Lütfi Kırdar Sergi Salonu olan Spor Sergi Sarayı’nda Timur Selçuk konser verecekti. Timur repertuarındaki şarkıları söyleyemedi bile. Hazırlandığı bir şarkıya başlıyor, koca salon hep bir ağızdan başka bir şarkı söylüyor, Timur’un sesi de duyulmaz oluyordu. Doğal olarak, sanatçı da salondakilerin seçtiği şarkıyı seslendiriyordu. Bütün konser böyle geçmişti. Çok konser yaptık böyle, bambaşka bir dönemdi.
‘Darbeden sonra, biletleri niye pahalı satıyorsunuz, dediler’
- Ya 12 Eylül darbesinden sonra?
Bir kere darbeden sonra tüm bildiklerimiz sıfırlandı, her şey karmakarışık oldu. Eskiden konser yapmak için, halkı koruma adına, belediyeden konser biletini kaç liraya satacağımızın tarifesini alırdık. Bu usul, Özal döneminde kalktı. Darbeden sonra, 4. Ordu (Ege Ordusu) Komutanı İsmail Hakkı Akansel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olmuştu. Belediye başkanı asker olunca, tarife uygulaması daha da katılaşmıştı. Darbeden önceki dönemde tarife isterken, “Bileti şu kadar liraya satacağız” diyerek bir dilekçe verirdik. Darbeden sonra işler değişti; hesap işleri müdürlüğü gibi birimler oluşturuldu. Mesela tarife için başvuruyoruz, soruyorlar: “Niye bu kadar pahalıya satıyorsunuz?” “Orkestraya bu kadar ödeyeceğiz, şu kadar reklam masrafımız var” filan diyerek tekrar dilekçe yazıyoruz. Bu kez hesap işleri müdürlüğü inceleyip, “uygun görülen” tarifeyi veriyor ya da vermiyor!